Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 18 °C
Parçalı Bulutlu

Aldatma/Aşk

Aldatma/Aşk

Aldatma ve Aşk

Aşk Nedir:

Aşk , başkası için sıradan kişiyi özel yapan gelip geçici ve istenildiğinde vazgeçilebilen bir duygu değildir. Hayranlık, istek, arzu ve cinsel çekim içerir ve tutku aşka dahil bütünleşme odaklı kendinden geçtiği, ötekinde varolmak istediği patolojik bir durumdur.
Âşık olan kişi bir diğerini göremez, sevemez, çekim hissedemez yani âşık aldatamaz. Peki kim aldatır? Yenilik arayışında olan, dürtü kontrol sorunu olan kişiler ile içedönük, duygularını kolaylıkla açamayan, sosyal ilişkilerinde bağımlı kişilik özelliklerinin aldatmaya daha yatkın olduğu düşünülmektedir. Benlik saygısı düşük bireyler ,dıştan denetimli bireyler de aldatmaya daha yatkındır.

Aldatmayı Tetikleyen Duygular Nelerdir?

Merak ,depresyonla başa çıkma, kızgınlık,intikam ,sıkıcı evlilik ,bağlanma başarısızlığı ,yeni bir bedeni keşfetme ,sosyal statü kazanma, ilgi çekmek ,özgürleşme,cinsel ilişkisinini kalitesi ve miktarı, herhangi bir cinsel işlev bozukluğunun varlığı, duygusal sağlık aldatma güdüsünü ortaya çıkarabilen nedenlerdir.

Aldatmadan sonra travma sonrası stres bozukluğu, iniş çıkışlar, moratoryum evresi yeniden güven inşa etme çabaları baş gösterir.Aldatmanın benlik saygısı ve özgüvende hasarlar,terk edilmişlik hissi,güvenin kötüye kullanılması,dışlanmışlık ve reddedilmişlik duygusu,hırs ve eşini terk etme konusunda gerekçeleme bilinci gözlenir.

Peki nasıl aldatılırız?

Çeşitliliği çoktur. Birkaçına değinelim. Aşkla aldatma : Sen çok farklısın, hayatım boyunca yaşamadığım duyguları yaşıyorum, aşkı seninle tattım gibi duyguya yönelen zeki avcılar aşkı aldatma aracı olarak kullanırlar. Yedekciler: Uzun süre kaybolup arada ortaya çıkarlar, yedekte birkaç sevgilileri vardır asla boşta kalmak istemezler. Telefonları herkese açık size arada açıktır . Hızı ışık hızına yakın olanlar: Iliskide hızlı adımlar atıp büyük çıkışlar yaparlar aşk vaatleri de bu oranda büyüktür ilişkiyi birkaç günle sınırlı tutup başka ilişkiye yelken açacakları için elini çabuk tutması gerekenlerdir. Aldatma ihtisaslı kişiler, sizi yakın çevresinden ve arkadaşlarından uzak tutarlar, onları tanımazsınız. Çünkü siz hayatlarına dahil değilsinizdir. Gizlilik heyecan için değil, güvenli öz yaşamları içindir.

Aldattığının bilinmesini umursamayanlar: aldatmayı statü ve güç olarak görürler. Kendine güvenen, maddi ya da manevî güç gösterilerini yaparken başkalarını duygularını umursamayan bencil kişilerdir.

Kısaca Aldatma

Psikolojik , sosyolojik , felsefik incelemeler – araştırmaların çokluğu aldatmanın çokluğuyla doğru orantılıdır. Sosyal medya aldatmayı artıran etkenler olarak araştırmalarda yerini bulmuştur. Amerika ‘da aldatmaların üçte ikisinin sosyal medya kökenli olduğu ortaya konulmuştur. Edebiyatta da aldatma kendine yer bulmuştur:Emile Zola Therese Raquin ‘de aldatmanın ve şehvetin çirkin yüzünü anlatırken hayatımız boyunca aldanacağız der. Mehmet Rauf Eylül ‘de aldatmanın toplumsal öğretilerle vicdan muhasebeleriyle analitiğini, Victor Hugo Notre Dame’ın Kamburu ‘nda dinsel aldatma, çapkın bir askerin aldatmasını, kadının kadına kinini, toplumsal eşitsizlikleri, vicdanın öldürülüşünü topyekün konu alır. Ah Esmeralda belle… müzikali kulaklarımda çınladı … Yani kısaca aldatılma üzücüdür , travmatiktir, bence kimseyi aldatmayın .

Sevgiyle kalın…

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Okan YALÇIN Okan YALÇIN dedi ki:

    Aldatma konusu ile ilgili geniş çaplı çok görüş ileri sürülüp konu irdelenip farklı boyutlardan işlenebilir. Ancak antiparantez belirtmekte fayda görüyorum, çirkin olayların detaylı incelenmesi çirkinliğin boyutlarını anlamamız, bunu kavramamız, bunu enine boyuna tartışmak, hatta yetinmeyip bunun hakkında eserler vermek bence çokda akıl karı değil. Said Nursi’ye sorarlar,ikinci dünya savaşının olduğu zamanlarda herkesin büyük bir ilgi ile takip ettiği bu savaş ile ilgili şu soru yöneltilir.
    “Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu dehşetli Harb-i Umumîden elli gündür (şimdi yedi seneden geçti aynı hâl) Hâşiye hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun. Halbuki bir kısım mütedeyyin ve âlim insanlar, cemaati ve camiyi bırakıp radyo dinlemeye koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hadise mi var? Veya onunla meşgul olmanın zararı mı var?”
    Cevaben kısaca demiştir ki “Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhil dâireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve ceset ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve küre-i arz ve nev-î beşer dairesinden tut, tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Herbir dairede, herbir insanın bir nev’î vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede en büyük ve ehemmiyetli ve daimî vazife var. Ve en büyük dâirede en küçük ve muvakkat arasıra vazife bulunabilir. Bu kıyasla, küçüklük ve büyüklük makûsen mütenasip vazifeler bulunabilir.”
    Hal böyle olunca zaten ömür sermayesinin kısıtlı olduğu, her anımızın saniyeler ile avuçlarımızın arasından kayıp gidercesine kaybettiğimiz hayatımızı çirkin ve kötü bir şeyin sosyolojisine, psikolojisine yetinmeyip sanatsal boyutlarına varan tartışmalar içerisinde yer almanın bir anlamı olmadığı kanaatindeyim.
    Bütün bunlara rağmen denilirse ki, çirkinlikler olmadan güzellikler anlaşılamaz, aldatma olmadan güvenin kıymeti anlaşılamaz. O zamanda acı ile çok acı arasındaki farkı yaşayarak bilmek ile teorik olarak bilmek arasında bir fark yoktur. Trinidad Moruga Akrebi biberleri, Scoville acılık ölçeğinde 2 milyon birim ile en acı biber olup insani öldürebilmektedir. Bu acı biberin acılığının idrakini daha önce yediğim acı biberler ile tahmin edebilirim. O kadar acı olan biberi yemeğe gerek yok. Aldatma konusu söz konusu olduğuda ilişkilendirme ve benzetme açısından 2 milyon scoville acılık derecesine sahip biber kadar acı ve sıkıntılı bir olaydır aldatılmak. Bu aldatılma ve aldatma konularını irdelemek, detaylandırmak, konu başlıklarına ayırmak, yorumsal ve tartışmalı anlamda irdelemek bir nevi kalbi acı olan şeylele meşgul etmeye girer ki bu kalbin tabiatına aykırıdır. Kalp iyiliklerle ve güzelliklerle doldurulmalıdır ki haatımız da öyle olsun.
    Hepimiz hayatımız boyunca çeşitli seviyelerde aldattık, aldatıldık. Bazen farkında olduk, bazen olmadık. Söz verdik unuttuk, aldattık, yalan söyledik aldattık. Annemiz eve geç kalmamızın nedenini sordu Merve/Hakan’larda ders çalıştığımızı söyledik, bir şekilde küçük aldatmalar hayatımızda bir yere gele gele büyük aldatmalar da olağan gelmeye başladı. Yalan söylemeyi aldatmadan saymadık, “Amma güzel sallıyor” diye ti’ye aldık. Kendimize konduramadık, bir gün başımıza kaldırmayacağımız türden aldatmaların olabileceğini hesaplara katmadık. Okulda öğretmeni, evde babayı aldattık, intikam almak için aldattık, yeri geldi övündük, yeri geldi tebrik ettik ama aldattık. Oysa güven zedelediğimizi göz ardı ettik.
    Siyasi olduk oy için yalanlar söyledik, Öğrenci olduk not için yalan söyledik, kopya çektik, Davacı olduk yalan söyledik, Şüpheli olduk yalan söyledik, Türk Ceza Kanununa madde ekledik “Sanık şüpheden yararlanır” dedik. Aldatmayı kanunlaştırdık, meşrulaştırdık. Aldatmanın temeli oluşturan yalanlarla kanka kardeş gibi büyüdük.Sonra birbirimizden dürüstlük beklerken birimizin diğerimizden çok da farklı olmadığını anlayamadık. Kanun önünde suçlu doğruyu söylemek zorunda değil, Neden değil? Türk Ceza Kanunu neden tartışılmıyor, Çünkü kapitalist sistem kanunu kendine göre evirirken toplumsal anlamda hangi dinamikleri baltalığını hesaba katmıyor.
    Aldatmanın-Aldatılmanın temelinde bu tür dinamilkler olduğu kanaatindeyim. Dünyada değişiklik yapmakla başarılı olan insanlar, değişikliğe kendilerinden başlayanlardır.
    Artık bir şeyleri değiştirmenin zamanı gelmedi mi? Bu süreci kırmak adına. Bence geldi de geçiyor bile.

    1. Ezgi Nisan Ezgi Nisan dedi ki:

      O güne kadar gelecek vadeden bir sanatçı olduğunu düşünen Raffaello; Michelangelo’ nun fresklerini , 13 metre eninde 40 metre boyundaki başyapıtlar, gördüğünde donup kalmış; bazı tarihçilere göre o güne kadar bildiklerini unutmuştur. Bu o güne kadar gördüğü en muhteşem şeydir. Yorumunuz karşısında benzer etkiyle sarsıldım , Van Gogh ‘un ay şafağı getiren türlü renkleriyle bir rüzgar gibi esti cümleleriniz . Önemsiz bir konuda lüzumsuz söz söylemenin gafletine düşmüş olduğumu fark ettim.
      Unutmadan Michelangelo fresklerin anahtarını emanet ettiği Bramente’ ye Raffaello’ ya kapıyı açtığı için bir daha güvenmemistir 🙂