Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14 °C
Yağışlı

Kabil: Allah’ın Benim Kurbanıma Ne İhtiyacı Var?

Mustafa Erol
Es-Selamü Aleykum. 1978 Ankara doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Ankara'da tamamladım. Üniversite Kamu Yönetimi ve İlahiyat Önlisans mezunuyum. Dinimiz İslam'ı öğrendiğim kadarı ile anlatmaya çalışıyorum. Admin yakın bir arkadaşım. Beni makale yazmak üzere yeterli gördüğü için bana teklif etti. ALLAH (c.c.) kendisinden razı olsun. Önce tereddüt etmiştim, ancak İslam dinine hizmete bir yerden başlamak lazım. Yazılarımızı okudukça bizleri daha iyi tanırsınız. Allah (c.c.) sizlerden de razı olsun.
10.01.2019
261
A+
A-

Es-Selamü Aleyküm, sevgili okurlar.

Başlıkta yazan konuya en üst perdeden değineceğiz.

Habil ve Kabil, Hz. Adem babamızın iki oğlu. Aralarında hiç bir sorun yokken, Kabil’e kıskançlık hissi gelir. O kadar basit meseleleri dahi kafasına takmaya başlamıştı ki, kıskançlık içini kemirir.

Hz. Adem, Habil’i merhametli olduğu için çoban yapıp koyunların başına geçirir. Kabil ise daha fevri olduğundan, tarlanın başına geçirip çiftçiliğe tayin eder. Kabil bunu dahi kıskançlık meselesi yapar.

***

Bir gün Cenab-ı ALLAH Hz. Adem’e vahyeder. Kabil ve Habil’in yetiştirdiklerinden kendisine kurban vermeleri emredilir.

Kabil düşünür ki; “ALLAH’ın benim kurbanıma ne ihtiyacı var? Bizim ihtiyacımız var. İyisi mi, ben yenmeyecek çürük meyveleri kurban edeyim.” Böylece yenmeyecek hale gelmiş yiyecekleri emredilen yere bırakır.

Habil ise şöyle düşünür;”ALLAH en güzeline layık. Onun emrine en güzel şekilde cevap vermeliyim. En güzel kuzumu kurban edeyim.” O da en temiz niyetle, en iyisi diye seçtiği kuzusunu emredilen yere bırakır.

Kabil ve Habil uzaklaşırken birden bir ses duyarlar ve sunağa doğru bakarlar.  Gökten ateşli bir hortum inerek kuzuya iner ve kuzuyu çeker. Ancak meyveler kalır.

Cenab-ı ALLAH Hz. Adem’e Habil’in kurbanının kabul edildiğini, Ancak Kabil’in kurbanının kabul edilmediğini bildirir.

…Gerisini biliyorsunuz.

***

Kabil doğru bir düşünceyle kandırıldı. “ALLAH’ın kurbana ihtiyacı yok.” Ama işin ardındaki hikmeti göremiyordu. Ona düşen Habil gibi itaat etmekti. Çünkü ALLAH Kabil’in o kurbanını acaba hangi muhtaca ulaştıracaktı. Hasta düşen Hz.Eyüb’e mi, kuyuya atılan Hz.Yusuf’a mı, bilemem. Bu bir sır oldu. Bilemiyoruz. Peki kabul edilen Habil’in kurbanı ne oldu? Hangi muhtaç kula ulaştı… Bunu galiba biliyoruz.

***

Bin yıllar sonra; Hz. İbrahim ALLAH’ın emri üzerine oğlu Hz. İsmail’i kurban etmeye çalışırken elindeki bıçak bir türlü kesemez. Cebrail (a.s.) bir koç ile gelir ve ALLAH’ın emrine bu derece boyun eğişi görünce “ALLAH-ü Ekber, ALLAH’ü Ekber.” diye haykırır. Hz.İbrahim “La ilahe illa- ALLAH’ü ALLAH’ü Ekber” diye karşılık verir. Hz. İsmail ise “ALLAH’ü Ekber ve lillah il-Hamd” diye teşrik tekbirini tamamlar.

Hz. Cebrail semadan gelirken o koçu nereden buldu? Habil (a.s.)’ın kabul edilen kurbanı cennete çekilip oradan beslendi ve muhtaç duruma gelmiş Hz. İbrahim’e gönderilmiş. Bazı derin kaynaklarda böyle geçer.

***

ALLAH’ın bize verdiği emir sadece bizi ilgilendirmez. Hangi ibadet olursa olsun sadece bize fayda sağlamaz. Ancak biz bunu her yönü ile göremeyiz ve bilmeyiz. Etrafımıza da faydası vardır. Gerek ailemize, gerek mahallemize, gerek şehrimize gerek vatanımıza, gerekse dünyamıza, belki de alemlere…

Bize, sadece müspet olarak gördüğümüz, kurban, zekat, sadaka gibi adamak şeklinde olan ibadetlerin toplumsal hikmeti aynen görünmektedir. Ancak namaz, oruç gibi bireysel ibadetlerin toplumsal hikmeti doğrudan görünmez. Zamanla anlaşılır. Bize düşen Hz. Habil ve Hz. İbrahim gibi itaat etmektir.

 

Hayır dualarınızı esirgemeyiniz.

Mustafa Erol

islamievlilik.net

YAZARIN SON YAZILARI
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.