Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Hafif Yağmur

Tasavvuf ve Dindeki Yeri

Mustafa Erol
Es-Selamü Aleykum. 1978 Ankara doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Ankara'da tamamladım. Üniversite Kamu Yönetimi ve İlahiyat Önlisans mezunuyum. Dinimiz İslam'ı öğrendiğim kadarı ile anlatmaya çalışıyorum. Admin yakın bir arkadaşım. Beni makale yazmak üzere yeterli gördüğü için bana teklif etti. ALLAH (c.c.) kendisinden razı olsun. Önce tereddüt etmiştim, ancak İslam dinine hizmete bir yerden başlamak lazım. Yazılarımızı okudukça bizleri daha iyi tanırsınız. Allah (c.c.) sizlerden de razı olsun.
01.02.2019
100
A+
A-

Es-Selamü Aleyküm sevgili okurlar.

Tasavvuf; Allahı’ı zikretmeye dayalı bir ibadettir. Hz. Adem nebiden beri gelmektedir. Bütün peygamberler, evliyalar, alimler, salih kullar Allah’ı zikrederek ruhani olgunluklarını korumuşlardır; ve hala devam ediyorlar.

“Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalbleri yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur.” Ra’d Suresi 28. ayet. Bu ayetin sırrı üzerine bir davranıştır.

İyi de “tarikat” bu işin neresinde?

Tasavvufu sistemli hale gelmesi ile oluşan usullere tarikat denir. Kadiri, Bektaşi, Mevlevi, Gülşeni, Halveti, Nakşibendi, Rufai gibi tarih içerisinde birçok tasavvuf esaslı tarikatlar ortaya çıkmıştır. Birçok alimin de tasavvuf içinde geliştiği bilinmektedir. Çünkü dünya sevgisi kalplerimizi istila etmiş durumda, bu durumda ibadetimiz kıymetten düşmektedir. Amaç Allah’a daha çok yönlenebilmektir. Her daim Allah ile beraber olduğumuzu hissetmektir.

Tasavvuf veya tarikat dinin temel unsuru mudur?

Değildir. Tamamlayıcı unsurdur.

O zaman ne gereği var?

Nefs terbiyesi.

Bir Müslüman ibadet ile dinini ayakta tutar. İbadetin en büyük engeli ise nefstir. Muhakkak terbiye etmek lazımdır. Çünkü şeytan köpek gibidir. Taş atsan kaçar. Ancak nefs aslan gibidir; öyle taşla, sopayla korkmaz ve her zaman yanımızdadır. Bu yüzden terbiye etmek zorundayız.

Hani bir şarkı duyulduğunda akşama kadar o şarkı, ister istemez kafamızda ve dilimizde yer eder ya. Mırıldanıp içten içe söyleriz. İnsanın zihnen böyle yönelmesi gibi; tasavvuf dergahlarındaki esaslar ile Allah zikredilerek insanın kalbine, diline ve zihnine Allah iyice yerleşir. Belli bir seviyeye geldikten sonra, artık bu insan kendini her daim Allah ile beraber hisseder. Böylece kendini ibadete daha kolay teşvik eder. Haram işlerden de uzak durur.

Ama şuna dikkat etmek lazım. Yapılacak zikirler kesinlikle İslamdaki farz ibadet yerine geçmez. İslamdan kopan birçok meşrep bundan dolayı yani kendi zikir esaslarını ibadet yerine koyduğu için yanılmışlardır. Namaz yerine niyaz getirmişlerdir. Böylelikle batıl yollara sapılmıştır. Hatta sapkın yollar o kadar kök salmış ki günümüzde bile o batıl yollara gidenler var.

Tasavvufa girmek farz mıdır?

Doğrudan farz değildir. Ancak bir insan ancak bir dergaha girdiğinde Allah’ın farzlarına yönelip ibadet yapabiliyorsa, nefsini ancak böyle yenebiliyorsa o zaman farz hükmüne geçer.

Şöyle bir örnek verecek olursak: Bu ülkedeki insanların yüzde yirmi beşi ibadetini tamam ediyor. Yüzde on yedisi ise bir cemaatte irşat dersi alıyor. Yani kendi başına ibadet edebilenler yüzde sekiz. Bir cemaat içindeki zikir ya da sohbet ile nefsine galebe edebilen yüzde on yedi. Yani ibadet eden insanlarımızın yarıdan fazlası ancak cemeatle kendini nefsine karşı güçlü hissediyor. Buradan pay biçelim artık.

Etrafımızda gördüğümüz bir çok dindar insanın hatta hacca gidip gelen Müslümanların, İslama uymayan davranışlarına şahit oluyoruz. Vaadinde dönmeyen ALLAH, kendi evine Beytullah’a varanların günahını elbet affeder. Ama bunun üzerine nefsini terbiye etmeyen Müslüman tekrar günah işlere daha kolay dalacaktır.

Bu manevi hastalıkların ilacına tasavvuf deniyor.

Hayır dualarınızı esirgemeyiniz.

Mustafa Erol

islamievlilik.net

YAZARIN SON YAZILARI
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.